Manifesto



Hiç bir zaman fotoğrafa çok meraklı olmadım. Biz zaten içinde doğmuştuk bizim için değerli bir şey değildi pek. Lise zamanları  dslr makinesi olanların ayrı bir havası vardı. Bende de bu dslr'a karşı bir tür meta fetişzimi dencek bir şey gelişti. Hayatında fotoğrafa özenmemiş ben merak eder olmuştum lakin öyle de kaldı. Fotoğraf için doğru yerde doğru zamanda olmak gerekiyordu. Ve ben evden pek çıkamayan çıksa da ancak mahalle arasında dolanan basit bir insandım.


Gezginlik dönemleri başladığında büyük bir sorunum vardı. Telefonu şarz etmek. Sonsuz enerjiyi keşfettiğimizi sandığımız güneş enerjili powerbank tüm gün güneşte dursa da telefonum ancak %3'ünü şarj edebiliyordu. Başka da powerbankımız yoktu bütçesi kısıtlı bir iş anlayacağınız. Dolayısıyla günde bir kere yemek yerken ya da hala nasıl olduğuna şaşırdığım Alanya'da kaldırım üstündeki prizlerden şansa kadere dolduruyorduk şarjımızı. Tabi bunlara temmuz sıcağı, saatlerce süren otostoplar vs. de eklenince bir de yanımdaki arkadaşın beceriksizliği tabi fotoğraf işi hepten yalan oluyprdu. Kahramanmaraş'tan başlayan ve Alanya'da son bulan pek maceralı yolculuktan geriye kalan iki yada üç fotoğraftır. Arzu edersiniz ki hal böyle iken fotoğraf çekmekte pek mümkünü olmayan bir şeydi.

2024'ün Nisan ayında Assos'ta iken epeydir aklımda olan blogu kurdum. Ziyadesiyle fotoğraf üzerine olmasını istediğim bu blog örenyeri, doğa ve sanatı bir araya getirmeyi hedefliyordu. İsmini de bu üçünün en çok bir araya geldiği imge olan Zeytin Ağacı'ndan aldı.

Zeyrin Ağacı bana gezginlik zamanlarımı hatırlatan eski bir defter gibi.

Tasarımı pek içime sinen bir blog değil onu söyleyeyim. Liberta'nın tasarımı Zeytin Ağacına göre daha hoş. Yine de devam böyle.

En son 20.09.2025 Ilgaz Dağı'ndan bir fotoğrafı yayınladım burada. Unutmuşum nicedir. Oysa blogu amaç edinince fotoğrafta buluyor insan. Elinde telefon çekecek kare arıyor.

Zaten internette milyon fotoğrafı olan yerlere neden bir yenisini daha ekleyeyim ki diye bir düşünce oluyor zaman zaman. Sanki fotoğraf hep oradaymış da ben pek bir şey yapmıyormuşum gibi hissettiriyor. Bir bakıma doğru. Bir bakıma yanlış neden? Her iey bir değişim içinde bugün her gün önünden geçerken kanıksadığımız Necip Fazıl Kültür Merkezi artık yok. Geçen sene içinden yolculuklar yaptığımız Çanakkale'nin şehrin merkezine kadar inen ormanları artık yok. Bakıyoruz da her şey kaybolmaya mahkum gibi. Oysa ilk nasıl gördüysek öyle hatırlamak isteriz hele güzel şeyleri çoğu zaman. Dolayısıyla fotoğraf aslında arşiv görevi de görüyor.

Bir de azizim unutuyoruz. Bu insan hafızası kötü anıları dün gibi hatırlar da iyilerini silip atıyor hemen. Şimdi güzel anıları ancak Ghajini gibi fotoğraflara bakıp hatırlıyoruz. Ne yapmalı o zaman bol bol çekmeli kenara koymalı.

Zeytin Ağacı henüz bir filiz. Sonra belki bunlara fotoğraflara eşlik eden anı yazıları eklenir. Videolar eklenir. Arkeoloji bilgim yeterse yazıları eklenir. Büyür blog. Asayiş Berkemal gibi. Belki fotoğrafı daha fazla ciddiye alırım. Bekleyelim görelim.